Gönderen: mavisihir | 08 Nov 2009

KELİMELERİN SABIRSIZLANIYOR

Susuyorsun

Bir ayrılık

Bin özlem yüklüymüş

Yitmelerin karası

Hasretin kırmızı

Bir özlem

Bin yangına gebeymiş

Yüreğin nar gibi

Gözlerinde korlar

Ellerinde de veda

Yangının tam ortasında

Nafile bir yağmur

Bulutlar ağladıkça

Harlıyor alevlerin

Can çekişmelerin acılı

Çığlıkların büyüdükçe

Sessizliğin kaplıyor gökyüzünü

Bir şimşek deliyor gözlerini

Ta içine işliyor sevdan yeniden

Susuyorsun

Ellerin boş

Dudakların dolu

Kelimelerin sabırsızlanıyor

 

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 05 Nov 2009

KIŞ MASALI

 

 

Küstüm. Sana, aşka, umuda küstüm. Yaşama adadığım mumu bu gün söndürdüm. Kokunu kovaladım pencerelerden. Yağmur yıkadı dünyamı. Hikayeci, yeni bir masala başladı. Kelimelerini zemheri soğuklara adadı. Kış masalı okundu kara bulutların yüzlerinde. Ölüme söylenen tüm şarkılar eşlik etti sokaklardaki taşlara. Ortalıkta benim sessizliğim kol gezerken, taşların sesleri tüm gecede yankılandı. Kulaklarımı kapattım ellerimle, sesler gittikçe işledi içime. Kaçmak istedim, yolları taradım. Çıkmaz olmuş hepsi, karanlık dehlizler sağlı sollu. Küskünlüğüme bir de korkuyu ekledim. Uzadıkça uzadı keder.

Korktum. Senden, aşktan,umuttan korktum. Satır aralarına sakladım ya seni bunca zaman, bu gece hepsini yollara döktüm. Hem de bir başıma. Korkularımı da bıraktım kaldırım kenarlarına, arkamdan kovaladılar. Yine kaçtım, yaz yağmurlarının amazonu değildim artık. Savaşamadım. Kış masalının kahramanı oldum, süklüm püklüm çöktüm bir satırın bittiği köşeye, ağladım. Kendi yağmurlarımı yağdırdım kışın ortasında. Acıttılar, canım yandıkça daha da bastılar yaralarıma. Bağladılar yüreğimi dar ağacına. Sevdam ölüme yaklaştıkça, ben de hiçliğe yüz tuttum.

Kaçtım. Senden, aşktan, umuttan kaçtım. Hayat dediğin oyunda son perdeyi araladım ve son bir nutuk attım herşeye. Dedim ki;

“ Öfkeliyim sana, içime giren bu  sızıya düşmanım. Davetsizce geldiğin için sana hırslıyım. Umursamazlık oyununda beni karşına koyduğun için kaçıyorum senden. Sana söylüyorum, sözlerin yetmediği bir andayım. Gülüşüne, şarkılarına dalmıyorum artık. Gözlerimi kapıyorum, yüzün geliyor ama rengi başka artık. Maviyi siyaha çaldırdığın bu geceyi lanetliyorum. “

Dedim ve bitti. Kapadım perdeyi. Taşların sesleri kocaman bir uğultu oldu birden. Tekrar beynimde oradan oraya çarpmaya başladı kelimeler. Masala bir de taş seslerini ekledi hikayeci. Yanıma koydu onları. Ben kaçtım yine. Hikayeci anlatmamıştı daha ama kaçmakla bitirecektim bu masalı, adım gibi biliyordum. Sonu var mıydı?

Koptum. Senden, aşktan ve umuttan koptum. İçimde eksilenlerin ne olduğunu bilmeden, kendimi bıraktım gecenin koynuna. Söndürdüğüm mumu aldım elime. Yağmurda yanmazdı zaten biliyorum. Gökyüzüyle birlikte yüreğimde ağladı, geceye karışırken. Aktım, bilmediğim bir nehir gibi, bilmediğim bir dağın eteğinden. Aktım, aktım, aktım. Senden, aşktan, umuttan aktım. Hesapsızlığımla, kış masalına daldım.

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 05 Nov 2009

AŞK/ÖLÜM

Bölük  pörçük

Bedenim burada

Ruhum fizanda

Aşk ölüm gibi

Nefes alırken gitmek

Ölürken sevmek

Boşluklar karanlık

Havada kokusunu yayan

Ayrılık

 

 

 

 

Ölüm

Benim değil

Senin

Başucuna yazılan

Sadece ismin

Ne tam

Ne yarım

Hiçlik yakıştı diyeceğim

Varlığına neden bulamadığım için

 

 

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 28 Oct 2009

SENİ DUYMAYALI O KADAR ÇOK OLDU Kİ!

Ruhuma çok ağır geldiğin gecelerim var benim bu günlerde. Özlemleri, şüpheleri beslediğim, içimi kemiren bir zan’ın düştüğü geceler. Kefemde biriken sorularım, bunlara bu güne kadar kendimin verdiği havada asılı kalan cevaplarım var. Geceden daha kara kuşlar, dolanıyor göz bebeklerimde. Senin yüzünü düşlüyorum, siliniveriyor. Sesin, yüzün, kokun, sen, silineceksiniz hatırımdan diye korkuyorum. Ben seni sevdim seveli, bekleyerek yaşıyorum. Yorgunluğuma bakmadan beni bu sevdanın içine çekip alışına kızıyorum bazen. Kızıyorum, bağırıyorum kendi kendime. Kavgalarımı sana duyurmadan bitiriyorum. Yollarda da sensiz yürüyorum.

Yerine koyuyorum kendimi, boğuluyorum. Seni kendi yerime koymaya çalışıyorum, seni koparamıyorum oradan. Nasıl bir kuvvet bu, nasıl bir kader? Keşke! “Keşke gelsen” diyorum. Keşkeler başlayınca, biliyorum ki ardından pişmanlıklar gelir. Ben sana gelemediğim için, elinden tutamadığım için yüreğim acımaya başlıyor. Akıyor gözlerim yanaklarımdan sana doğru. Damla damla dalıyorum sana…

İncineceksin diye sana dokunmaya kıyamıyorken ben, hayatın zulmüne kızıyorum. Ben kovalıyorum, gidip buluyor bir köşeden sessizce seni. Kendi zulümlerimi eziyorum ayaklarımla. Bulutlara basa basa gezelim istiyorum mavilerin üzerinde. Her noktamda sen ol istiyorum. Bu, özlemi karabasanlaştıran kara geceler, gitsin istiyorum. Gitsin de; geceme de, gündüzüme de sen dol istiyorum. Seni, sadece kendime istiyorum. Özlem dağlarının ardındaki diyardan gelen sevgili… Masalımın başı, rüyalarımın sonuncusu, sevdiğim, göz nurum, ruhum… Öyle bir deryada seviyorum ki seni, gözlerimden başka bir yerden okumayacağın bir masal bu. Gel, oku! Ben de dinleyeyim seni, senden. Seni duymayalı o kadar çok oldu ki!

Seni duymayalı,  koklamayalı o kadar çok oldu ki! Unuturum diye korkuyorum. İçime kazıdığım resmine bakıyorum açıp. Kara geceleri böyle kovalıyorum üzerimden. Karabasanlara da senin sevdiğin şarkıları dinletiyorum. Fondaki ses, çok tanıdık. Sen! Her şey sana çıkarken, ben özleminin ortasında kimsesiz kalıyorum. Sen çepeçevre beni sarmışken, sensiz kalıyorum. Seni hangi anıma çizmedim diye düşünüyorum. Eksik kalan ne, senden mi yoksa benden mi koptu/kopamadı bir şeyler? Of! Hala mı uzaktasın sevgili? Oysa ben, hep aynı pencerede bekliyorum seni…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 26 Oct 2009

İŞTE, ÖYLE…

Suskun bekleyişlerdeyim

Apansız gidivereceksin gibi

Gelişini de anlamadım ya

Neyse…

İşte, öyle bir sessizlik benimkisi

Pencere önünde geçen saatler

Hatta her gün toprağını ayıkladığım menekşe

Onlar şahit seni bekleyişlerime

Onlar şahit özleyişlerime


Göğsümün tam ortasına

Bir ateş düştü ya

Dumanı tütmez, kokusu boğmaz

Rengi nedir deseniz, onu da bilmem

Suskundur ateş, benim gibi

Ne çıtırtısı duyulur

Ne de beni yaktığı

İşte, öyle bir ateş benimkisi


İşte, öyle bir yanmak

İşte, öyle bir beklemek

İşte, öyle bir özlemek

İşte, öyle bir sevda benimkisi…


Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 20 Oct 2009

SAĞANAKLARIMA DÜŞÜYORSUN

Sağanaklarıma düşüyorsun

Yarı hırçın yarı çaresiz

Bir el uzanıyor ensenden

Omzunda hissediyorsun ölümü

Soğuk ama beyaz

Hayal ama katı

Bir adım atıyorsun

Maviden yeşile dönmüş bir deniz

Yalnız ve çaresiz

Bazen tersine kalabalık

Oysa sen küçücüksün

Elinde kırmızı saçlı bir bebek

Gözlerin uzaklara dalmış

Bu gün yeni açmış bir nilüfer

Yarın ise kurumuş bir gül

Ömür bitti

Masal da….

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 20 Oct 2009

KÜÇÜK KIZ

Yumuk elli, bocuk gözlü

Küçücük bir kız çocuğu

Benim kızım o

Belki de senin

Elinde kağıt mendilleri

Dağınık saçlarıyla sokaklarda

“Amca, teyze, abla!

Mendil ister misin?”

Soğuk havadan küçük burnu kızarmış

Elleri çizik içinde

Delik ayakkabılarından

Parmak uçları fırlamış

Yaşamın ona verdiği yuva

Belli ki ondan virane

Titredim…

Hem gözlerim daldı

Hem de yüreğim

Kimin kızıydı bu küçük dünya?

Kimin masalıydı bu küçük gözler?

Kim bilir?

Belki benim kızım

Belki de senin

Belki de hiç doğmamış umutların…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 18 Oct 2009

ÜŞÜYORUM

Nefesin soğuk

Üşüyorum

Ölümü andıran

Bir senfoni kulaklarımda

Dudaklarımdaysa

Senin tadın

Biraz acı, biraz buruk

Biraz da uzak

Özlem rengindeki

Gözlerin düşer aklıma

İçime bir ürperti çöker

Saçaklardaki buzlardan

Bir duvar örülür etrafıma

Yüreğim donmaya yüz tutar

Senden uzak

Her yer buz/soğuk

Üşüyorum

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 16 Oct 2009

YAĞMUR

Yağmuru severim kendimi bildim bileli. Hüzünlerimi yıkarım yağmurda hep. Yine öyle bir geceye kucak açtım. Yalnızlığım bir başka güzel görünüyor gözüme, bu sonbahar yağmurunda. Anılardan, geleceğe bir gemi salıveririm körfeze. Deniz kokusu içinde ben, yakamoz ışıltılarında gözlerinin feri, çakan şimşekte  sevdanın yüzü. Geç kalınmışlıklarımı da bırakırım, yol kenarından akıp giden yağmur suyuna. Arınırım, bir adım daha yaklaşırım yağmurla sana ve umutlara. Bir damlayı tutarım parmak uçlarımla, nazikçe. Sen diye okşarım onu gözlerimle. Güneşle geldin, yağmurla ben sana verdim ruhumu. Doğduğumda da yağmur vardı sanki.

Fonda senin sevdiğin şarkılar. Tüm heceler sana çıkarken, senden gidemeyişimi mühürlerim yağmura. Aşk ağacına, senin adını kazırım. Yüzün güneşi, sesin yağmuru anımsatır bana. Hem içimi kavurur sevdan, hem de aklımı serinletir varlığın. Buluttaki suret senin, yere düşen damlalar sesin, yağ sevgili usul usul gözlerime. Hiç doyamadığım yüzün çakılsın belleğime.

İşte, bir şimşek daha çaktı şimdi. Yağmuru hissediyorum, düşüncemde sen. Ellerim yazmaya başladığından beri, seni anlatıyorum hep. Yüzümü kırbaçlayan rüzgara karşı, yağmurla yaralarımı iyileştiren seni seviyorum. Seni yazmak için belki de yağmuru bahane ediyorum. Sadece yağmur olsa iyi, her şey sana bahane…

Maviler, yeşiller, morlar, pembeler, çiçekler, mevsimler, aklına gelen ve gelmeyen her şey…Tümlüklerin hiçliklere bağlandığı tüm günler, geçmiş ve gelecek, güne perde olan geceler ve bakınca kendimi gördüğüm sen. Yine hızlandı yağmurun dansı. Her an sana gelişimin şarkısını söylüyorsun, bu ıslak gecede benimle yürüyorsun. Seninle ıslanmak ve seni de benle sırılsıklam yapmak, işte en güzeli bu. Kapayıp gözlerimi, ellerimi avuçlarında kaybederek bırakıyorum kendimi yağmura. Karışıyoruz, yağmur toprağa yazıyor bizi. Aşk, imzasını atıyor üzerimize. Yağmuru severim kendimi bildim bileli, tıpkı senin gibi…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 13 Oct 2009

BU ARADA, SENİ ÇOK ÖZLEDİM!

“Bu arada, seni de çok özledim”… Kimse sormaz “ben soluk aralarında özlenmek ister miyim?” diye. Dışarıda yağmur çiseliyor, ben deliler gibi yağmurda dolaşıp iliklerime kadar ıslamak istiyorum aslında. Çaktırmayın kimselere, size bir sır vereceğim. Yağmurun altındayken gözlerden uzak olacağımdan, bu deliliğim. Hıçkıra hıçkıra ağlarken, düşen göz yaşlarımın hesabının yapılmasını istemiyorum. Bir damla düştü, ardından on damla daha. Gözümün içine bakan anlamsız gözlerden uzak bir yağmur gecesi geçirmeye niyetim var benim şimdi. Diyorum ama, yapamıyorum ki…Herkes “bırakalım ağlasın” ları bırakıp, “yine neden ağlıyor?” ların peşinden koşuyor. Ben yorgunum, hepsi bu. Gözyaşım birikti, akıtıyorum. Zehrimi salıyorum kör kuyulara. Bir kere de, toplanmayın anlamsız bakan gözlerinizle etrafıma. Bir kere de bırakın, ben ben olayım. Bir kere de, ağlamak istediğim için ağlayayım. Yağmurda saklanmam gerekmesin…

Aralarda özlenen biriyim ben. Özlem, unutulmuş soruları cebinden çıkarır gibi birilerinin önüne laf arasında sürebileceğin bir şey midir? Özlemek için emek gerekmez mi? Ne bileyim, sevmek gerekmez mi? Ben neyi, kimi özlüyorum diye sorulduğunda beklemeden tek bir kelimeyle cevap vermek gerekmez mi? Ne menem bir şeydir özlemek?

Mühim bir şeydir özlemek. Bilirsiniz içinizde ince bir sızı olduğunu ama o kadar çok yakar acıtır ki, şaşar kalırsınız. Bu ufacık şey, özlem dediğimiz şey, yel alır götürür dediğimiz şey nasıl yakabilir bu kadar? Darmadağın olur tüm duygular o yakarken. Sadece kavuşmak vardır aklınızda. Sıkıca sarılıp koklamak, derin nefes alıp içine çekmek, sonra gözlerinizi hiç ayırmadan izlemek. Anlamların yittiği bir şiir olur özlem. Aralarda değil, tüm hayatı çalarak sızar içimize. Elinde yüreklerimiz, hayallerimiz, sevdalarımız, her şeyimiz. Soluk aralarında sizler kendinizi ararsınız ancak. Özlem bu kadar ele geçirmişken içimizdeki “ben”leri, ancak soluk aralarında bakılacak aynalar olabilir koridorlarımızda. “Seni özlemekten ancak bu aralarda vazgeçtim!”  Bu daha doğru…

Mavisihir

Eski Gönderiler »

Kategoriler