Gönderen: mavisihir | 06 Şub 2010

GİTMİŞ OLSAN BİLE…

Özledim, kendi kendime bile söyleyemeyecek kadar çok özledim hem de. Bilmediğim kokunu duyar oldum, her nefes alışımda. Kulağıma ulaşan her tınıyı, senin sesin sanmaya başladım. Kapı her çaldığında, gelmeyeceğini bilsem de sensindir diye açtım. Telefonu hiç uzaklaştırmadım yanımdan, belki özler ararsın diye. Sana git derken aslında, “ hep kal, hep benim ol” dediğimi anlıyorsun sandım. Ben sana aslında, gerçekten git demedim ki…

Kal diye yalvarabilirdim, elini tutup seni hiç bırakmayabilirdim, tüm kapıları sen içerideyken kilitleyip, anahtarları denize fırlatabilirdim. Sadece kendim için, yüreğime hapsedebilirdim. Seni gözlerimde kaybedebilir, ruhumla birlikte toprağa verebilirdim. En güzel gülümseyişimle bakabilirdim sana bir ömür boyu. Buz tutsa da dünya, seni ısıtabilirdim ellerimle. Her zerreni ezberleyip, ömrüm boyunca sadece seni söyleyebilirdim. Herşeyi yapabilirdim hayal gücünün yettiği ve yetmediği. Sadece sen benimle kalsaydın…

Sana git dedim, kendi sabırsızlığımdan. Sana git dedim, kendi özlemimden. Sana git dedim, inanmak isteyip de yapamadığımdan. Sana git dedim, seni gözlerimden bile kıskandığımdan. Şimdi sana gel desem sevgili, gelir misin? Hayal ettiklerimi ve ettiklerini birlikte izlemek ister misin? Yoksa sen de bir köşeden gizlice, benim yaptığım gibi izleyecek misin? Korkak yüreğimi saklıyorum aslında. Sevdadan yanmaktan korkan bir gönül, ateşlere doymamış bir ruh taşıyorum içimde, bir de seni, gitmiş olsan bile…

Düş ülkesinde geziniyorum, tüm kelimelerim ellerimde. Terden sırılsıklam olanlar ve hiç dile gelmeyenler, yeni doğanlarla beraber. Bir bir sıralıyorum onları yol kenarındaki taşların üzerine. Her birinin yanında bir adak mumu yakıyorum. Seni dilediğim bir ayine dönüyor yolculuğum ve yol da bir mabet. Dualarımı sana yolluyorum mum alevlerinde. Kelimelerimin dumanı kokuyor her yere. Ve sen…

Sana git dedim, seni çok sevdiğimdendi. Sana git dedim, seni çok özlediğimdendi. Saklandığımız köşelerden çıkacağımız gün gelecek ve adaklarım olacak. O zaman işte. O zaman korkmaktan vazgeçeceğim senin ellerinde. Şimdi sadece; sevdadan yanmaktan korkan bir gönül, ateşlere doymamış bir ruh taşıyorum içimde, bir de seni, gitmiş olsan bile…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 31 Oca 2010

TEK BİR CÜMLE

Bir  cümleye borçluyduk herşeyi. Ağzından çıkan tek bir cümle aldı bizi, götürdü bilinmez bir şehre. Evire çevire kullandık o kelimeleri, tükettik. Uzaklaştık , kaybolduk an geldi. Devrik işaretlerin altında sakladık ruhlarımızı. Ellerimizi karanlığa uzatıp birbirimizi ebeleme yarışına girdik. Kim galip, kim mağlup? Zaferlerin ve yenilgilerin tadına vardığımızı sandık. Kaybedişlerin unutulan onurunu, biz de bulamadık. Onursuz kaldık, bizsiz kaldık, yalnızlaştık.

Yalnızlaştık evet, kalabalıkların arasına her girdiğimizde birbirimizi kaybederek yaptık bunu. Nice sevdaları, nice sesleri görmedik takındığımız körlüğümüzle. Bir kendimiz vardık, bir Ben’in  düşünüyorduk. Bencillik ummanında kulaç atarken, her gün yüreğimiz saran yorgunluklarla ölüyorduk. Yok olmak… Yok olmayı, var olmakla karıştırdık. Etrafında pervane olduğumuz tek bir cümleye kul olduk, oysa daha neler vardı bekleyen ve beklenilen.

Karıştırdığımız bunlarla kalmadı. Kendimizle birlikte, tüm varlık ispatındaki  yürekleri de mahkum ettik. Bizimle birlikte aynı zindana tıktık kelimelerimizi, şarkılarımızı ve kokularımızı. Çiçeklerimizi soldurduk. Korktuk, kaçtık, yakalandık. Acizliğimizle alay ettiğimizi sanıp, inkar ettik.  Kaybettiklerimizin yasını tutmadık, pişman olmadık. Yaşanmışlıkları, dehlizlerde kaybolmaya bıraktık. Biz neydik, kimdik?

Bir cümleye mahkum olanlardık bizler.Tek bir cümleyle hayatlarını alaşağı edenlerdik, tüketenlerdik. Bazen kendimizi erişilmez görüp böbürlenen, bazen de yaramazlıklarının cezasından kaçan küçük birer çocuk. Duvarlara tırmandık, arka yüzlerini karaladık. Kendimizi saklamanın tek acizce yolu buydu. Arka yüzlere yazılan öykülerde kimse okuyamazdı, kimse tanıyamaz, kimse bilemezdi korkaklığımızı. Her gün biraz daha içine dalıp, deldiğimiz hayatın nesinden kaçıyorduk ki? Ya da neden kendimizi kandırıp, kaçıyoruz sanıyorduk. Oysa, herşey bir göz ucu bakışta açığa çıkıyordu. Orada saklanmak yoktu.

Gözlerin içine bakmaya gerek yoktu, görmek için. Göz ucuyla bakışlarda ele verirdi insan kendini. Kaçırışlarda ilan ederdi yalancılığını. Korkularla da, güvenilmezliğini resmederdi. Ne yorgunlukları ve kurbanları  barındırdı hayat. Bizi de kucaklardı elbet ve kucakladı da, tüm mahkum olmuşluklarımıza rağmen. Tek bir cümleydi ama yanlıştı. Doğru olansa, avucumdaydı. Terden sırıksıklam olmuş kelimeleriyle….

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 30 Oca 2010

MERHABA…

Acıtmıyor artık sonlar beni, ya da başlangıçlar heyecanladırmıyor. “Yüreğim nasır mı tuttu acaba?” diye düşünüp dokunuyorum. Hala sıcak olduğunu görüp, gülümsüyorum kendime. Ve hayatı beklemeye başlıyorum.

Geride kalan acılarımı selamlıyorum göz ucuyla. Bana bıraktıklarını kucaklıyorum ve yürüyorum. Acıları anmak istemez insanoğlu. Bense unutmaktan korkuyorum. Beni ben yapan herşeyin onların içinde barındığını biliyorum. Anarken ağlayacağımı sanıyorlar ama ben gülüyorum. Hayata gülüyorum, kendime ve …

Bu gün, sırtımda yük olan bir şeylerden azad ettim kendimi. Heyecanlanmasam da, artık eskisi gibi sürprizlere inanmasam da yaptım bunu. Kenara kaldırdım hala taşımak için emek verdiklerimi, hafifledim. Şimdi daha hızlı yol alıyorum.

İnsan bazen vazgeçemez birşeylerden ya da her vazgeçmeye kalktığında bir kuvvet alıkoyar. Kalakalırsınız öyle ve suskunca beklersiniz. Beklemek ve sabretmek hayatınız haline gelir. Önünüzde dört nala koşan yaşamı kaçırmaya başlarsınız. Bir ses kulağınıza “ Kendine gel” diyene kadar.

Bu ses benim sesimdi aslında. Bu güne kadar duymaktan vazgeçtiğim sesim. Kendimle olan söyleşimi anlatmayacağım size. Beni çivi gibi olduğum yere mıhlayanlardan kaçtım bu gün ve kaçarken onları yolun dışında bıraktım. Çocuklar gibi arkama dönüp, el salladım alay edercesine.

Yeni çiçekler koydum vazoya, penceleri açtım sonuna kadar. Bedenimdeki ve evimdeki tüm eski kokuları kovaladım. Kendimi yeniden açtım yaşama ve güne. Söz verdim değerli kıldıklarıma.Merhaba diye bağırdım.

Merhaba…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 23 Oca 2010

ZİGZAGLAR

Hayat keskin çizgilerle çevrelenmiş zigzaglardan oluşmuş. Bir gün gülerken, ardından gelen göz yaşını kucaklıyoruz. Duygulanımdaki çizgiler de hayatın birer küçük kopyası gibi yüzümüzde beliriyor. Bir köşede çalan pikaptan çıkan ses, bizi alıp gezdiriyor hayat ülkesinde. Çoşkun dalgaları kucaklıyoruz an gelip, bazen de sokaklarda akan sellerde kayboluyoruz. Bize kucak açanlara doğru koşuyoruz. Can, canan, ana, baba, evlat… Canımızın içine işleyen pek çok şeyi de beraberimizde sürüklüyoruz. Bazen de yapayalnız, kara toprakla buluşuyoruz. Sessiz bir bekleyiş var orada, biliyoruz. Avuntularla kendini dinliyor ruhumuz, bir taraftan da bedeller ve ödüllerle tanışıyoruz. Kokulan ölümün, güzelline hayran oluyoruz.

Elbiselerimizin iç yüzüne bakıyorum, yüreğimiz gibi zigzaglarla tutuyor birbirini. Dünya üzerindeki herşey ne kadar da birbirine benziyor diye iç geçiriyorum.” Tek bir elden çıkan sanat eseri belli ki” diyorum. Zigzaglarını seviyorum ben bu dünyanın. Her günü farklı yaşamayı seviyorum. İçimde kopan fırtınları da seviyorum aslında. Yaşadığımı anlamam için işaretler beliriyor böyle olunca. Karışıyorum ben bu hayatın içine, aslında sen de beni takip ediyorsun. Sen de benimle birlikte karışıyor, bazen yok oluyor ve bazen de göndere çıkıyorsun. Beni de görün, beni de anlayın diye haykırıyoruz hep bir ağızdan. Zigzagların en keskin uçlarında duruyoruz, oralardan bakıyoruz birbirimize.

Bir noktada buluşamayışımızın nedeni budur belki diye düşünüyorum. Farklı yönlere bakıyoruz ya, birbirimize yaklaşmaya çalıştıkça çizgiler aramızı açıyor ya.

Şimdi de müzik dinliyorum, dilini bilmediğim bir şarkı söylüyor bana birileri. Unutuyorum tüm bildiklerimi, bulutların ortasına atıyorum bu zigzaglı kadını. Herşeyden kurtuluyorum bir an için, gözlerimi kapatıyorum. Uçsuz bucaksız gökyüzünün yumuşak sesini duyuyorum. Tanımıyorum ben bu şarkıları biliyor musunuz? Dinledikçe merak ediyorum. Buluttan buluta geziyorum, ardıma baktığımda zigzaglar görüyorum yine. Anlıyorum ki; gökyüzünde de alışık olduğum yaşam var aslında ama trafiği tersten akıyor. “Onun için, biz yeryüzünde sesini duyamıyoruz bulutların” diyorum. Nereden geliyor bu ses derken, gözlerimi kapıyorum yeniden. Yanıbaşımda beliriyor gökyüzünün efendisi. Onu  hayranlıkla izliyorum.

Gökyüzünden hatırladığım son şey, onun yüzü oluyor. Belki bir gün, ruhum dinlenir ve anlatır size gerisini de. Zigzaglarla işlenmiş hayatın zigzaglı kadınıyım ben. Ellerimle çizdiğim, gözlerimle gördüğüm, yüreğimle boyadığım, ruhumla doyduğum ve doyurduğum herşey için…Can, canan ve melekler için…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 17 Oca 2010

SON BİR VEDA DAHA…

Vedalalar acıtır.

Vedalar kanatır.

Vedalar alır götütür bir parçayı.

Vedalar bazen ,

Bitirir, bitmez gibi gelenleri.

Acıya yakışan en güzel isimdir veda.

Bir buse konuverir ,

Veda edenden sana.

Yanarsın.

Ağlarsın.

Gözyaşların söndürecek yerde yangını,

Benzin dökmüş gibi üzerine,

Kızıl alevlerde harlarsın.

Geceye yakışır vedalar,

Karanlıkta yitip gider anılar.

Laciverttir rengi vedaların,

Mavinin en acılı hali,

İnsanın en koyu sisi.

Önünü görmezsin bir vakit.

Veda bürür gözlerini.

Sen hep ağlarsın,

Yandıkça hırçınlaşır gözyaşların.

Bir de bakarsın,

Hiç kalmamışsın…

Bir veda ezmiş,

Bir başkası yakmış,

Bir diğeri de öldürmüş.

“Hala ağlayacak mısın?”

Diye bir ses duyarsın.

Veda acır haline,

Ve gelir, öper gözlerinden.

Alışmışlığından olmalı ki,

Şaşırmazsın.

“Son bir veda daha” dersin kendine

“Son bir veda daha”

Ne çıkar ki?

Yeniden yangın,

Yeniden sis,

Yeniden gözyaşında kavrulan geceler,

Ve kızıl alevler.

Son bir veda daha…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 14 Oca 2010

GÖNLÜMÜN SAHİLİNE VURDUN

Gönlümün sahiline vurdun…

Bir gece vaktiydi,

Gelişinin çıngıraklarını duyduğumda.

Kulaklarımı doldurdu sesin.

Dalga dalga gelen sendin.

Elele dolaştık gecenin sisinde,

Esrik bir sevdanın

Şarkılarını söyledik dalgalar eşiliğinde.

Şöyle başladı her satırı

Gönlümün sahiline vurdun…

Vurdun…

Daha çok işledin yüreğime.

Senli ya da sensiz,

Farketmiyordu artık.

Dünyanın görünen her yanı sendin.

Gönlümün sahiline vurdun…

Avuçlarımdaki denizime aldım seni.

Büyüklüğüne inat

Sığdırmaya çalıştım seni,

Küçük ellerime.

Avuç içi kadardı yaşamım,

Kabuğumdu ellerim.

Şimdi  esrik bir sevdada  yüreğim,

Şarkıların eşiliğinde.

“Gecenin siyahı,

Denizin rengini  saklarmış”

Derdin hep.

Gecenin siyahı, gözlerini de gizler miydi?

Beyaz kağıtlara seni çizer miydi?

Özlemin kanatları,

Seni alıp getirir miydi?

Gönlümün sahiline vurdun…

Sevdiğim,yüreğim, ruhum…

Bir gece vaktiydi sana vardığımda.

Bir şarkı zamanıydı seni bulduğumda.

Esrik bir sevdada yüreğim,

Şiirler lal olmuş

Ben sana vurmuşum futursuzca…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 05 Oca 2010

HANİ?

Hani insanı alır götürür

Hani sıyrılırsın dünyadan

Hani unutursun kendini

Mekanlar bulut

Zamansa sonsuzluk olur


Hani görmek için

Can atarsın

Yavaşça ona doğru akarsın da

Görmezden gelirsin gidenleri

Hani öyle seversin yaşamayı

Kopmak istersin an gelirde

Bir türlü gidemezsin


Düşün, fikrin bir olur

Şaha kalkar yüreğin

Ruhun senden uzakta gezgin

Hani adına şey derler

Buldum, buldum

Aşk…

İşte bu, daha doğrusu sen

Hani, kapımı çalacaktın aşk?

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 03 Oca 2010

BELKİ BİR GÜN

Belki bir gün anlatırım size

Nerelere  gittiğimi

Bir beşikte başlayan hikayemin

Can bulup, can verişini

Sihirli bir kelimenin ardında

Saklı kalıp, esir düşmelerimi

Belki bir gün anlatırım size

Aşk içinde aşka nasıl tutulduğumu

Defterin her sayfasında

Fırtınayla daha çok savrulduğumu

Estikçe yandığımı

Yandıkça da haykırdığımı

Belki bir gün anlatırım size

Nasıl çaresiz kaldığımı

Yaşamın bir kenarına gelip

Aşağıya baktığımı

Belki bir gün anlatırım…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 01 Oca 2010

DOLU DOLU…

Nasıl insan acıtılır? Bazen unutmak istediklerin nasıl getirilir hatrına? Nasıl köşelere sıkıştırılır? Cevap istendiğinde de, nasıl kaçılır? Nasıl aç bir yürek ve gözler bırakılır ardında? Sevgiyi ucundan biraz göstererek, tam elini uzattığı anda geri çekmek, ya da “zaten senin değildi, yoktu aslında böyle bir şey” demek. Nasıl söylenir bunlar?

Bunu yapabilmek bir sanat mı acaba diye düşünüyorum. Çok yorar mı insanı? Ya da ne bileyim,bu dünyadan alıp başka yerlere bırakır mı? “Al bak seni de acıttım” derken güler mi yüz? ”Ağlıyorum”derken inanmalı mı? Kötü sözün mazereti olduğu gibi, iyi sözün de var mı? Yoksa,”hepsi hayaldi” mi demeli herkese?  Bilmem ne demeli, ne yapmalı?

Bir şey daha var. Nasıl saklanmalı insan? Neden saklanmalı daha doğrusu? Ben kendimce cevap verdim ama ya başkası? Sorularım havada kaldı…

Ya yalan söylediyse, ya kılık değiştirdiyse, ya oyun oynadıysa kendince, ya da hiç o olmadıysa… Ya hepsini birden yapıp, ya da hiç biri olmadıysa. Hiç nefes almadıysa, hep karanlıkta yaşadıysa. Sorulara verecek cevabı kalmadıysa. Ya da hiç cevabı olmadıysa…

Sanki duymuşum gibi, kulaklarımda çınlıyor cümleler. Sesin, sesini bile bilmiyorum. Yüzünü  bile görmedim. Sadece cümlelerin var sana dair burada, sadece benim çizdiğim bir hayal. Boş bir bardak hayatın senden taraftaki yüzü. Sen saklandın, ben kovaladım. Sen sıkıştırdın köşlere, ben sordum, sorguladım. Sen vazgeçtin ve kaçtın.Ben kovalamadım. Yorgunum…

İçi dolu dolu, dost demek istiyorum birilerine. İçi dolu dolu, “seni seviyorum”diye bağırmak istiyorum sokaklarda. Ne İzmir, ne İstanbul, ne de ışıkların yandığı herhangi bir şehir, habersiz kalmamalı benden ve bende olanlardan. İçi dolu dolu, yaşamak istiyorum hayatı. İçi dolu dolu, tutmak istiyorum kelimeleri.

Ne yalan olsun, ne kaçmalar, ne de sen. Eğer bilmecelerle dolacaksa her yan, hiçbir şey olmasın artık. Herşey yok olsun. Kelimeler, hayaller, hatta söylenmiş ve söylenmemiş herşey. İçi dolu dolu, kaybolsun…

Mavisihir

Gönderen: mavisihir | 29 Ara 2009

DENİZ KÖPÜĞÜNDE SAKLI AŞK

Herşey deniz köpüğü gibi hayatta. Bir dalga gelir, bembeyaz köpükleriyle çarpar yüzümüze. İzi mutluluk olur bazen, bazen acı, bazen pişmanlık. Bazen de sevinç, çocuklar gibi koşmak, çoşmak ister yürekler. Ateş böcekleri gibi ışık saçarak uçtuğunu sanar insan. Gerçekten de saçıyordur aslında. Ne zaman mı? Aşk varken…

Aşk uğrayınca yüreğe, bedeni tarif edilmez bir ışık sarar. Etrafımızdakilerinin gözleri kamaşır bu ışıkla ve dönmeye başlarlar bizimle birlikte. Dokunmak, biraz da olsa bizden bir parçayı yaşamak isterler. Kendi loş dünyalarına, ufacık bir ışık girsin isterler. Kimi umutlanır, kendine bakar ve eğer başını önüne. Geride bıraktıklarının acısı çöker kimi zaman küçük yüreklerine, kimi zaman da küçük bir kıskançlık sarıverir. İşte, aşk kimine yakın gelir, kimine de çok uzak.

Deniz köpükleri de dalgalarla birlikte çoşar, danseder. Gece geldiğinde, başlarlar şarkılarını söylemeye, sabaha göz kırparken de bitirirler. Deniz köpükleri de geceyi sever, bizim gibi, aşk gibi. Kim bilir, belki de deniz köpükleri gecenin ve aşkın ta kendisi. Bilmeden, tanımadan karşılarız yüzümüzde onları. Günün parlaklığında ve sıcağında onlarla oynadığımız oyunun tadını çıkarırız. Çocuk gibi şen, heyecanla sarılırız maviliğe. Bedenimizi bırakıp, arındırırız ruhlarımızı.

Bazen, bir taşa konup manzarayı izlemenin tadını çıkarırız. Çığlık çığlığa şarkılar akar içimizden, martı kanatlarında havalanıp sevgiliye doğru yolculuğa çıkar gönüllerimiz. Bazen de, bir omuza yaslanıp sessizce ağlar dertleşiriz denizle ve dostla. İçimizde biriken yağmur damlalarını bırakırız köpük aralarına. Dalgalar ayaklarımızı okşar bazen, saçlarımızda seven eller dolaşır. Sıcacık, eşsizdir o anlar. İmbat estikçe, saçları gezinir yüzünüzde. Bazen de, sizinkiler başka bir yüzde. Küçük bir öpücük eşlik eder imbata, dudaktan kalbe akar deniz köpüklerindeki aşk. Kuşlar gibi özgür olur o an seven yürekler ve elele bulutlara çıkarlar. Dalgaların dansını bulutlardan izlemenin tadına varırlar sessizce.  Konuşmazlar ama bilirler sessiz kelimelerin neler olduğunu. Gözler konuşur, yürekler dokunur ve ruhlar sevişir bulutlarda.

Küçük bir deniz köpüğünde saklı aşk. Biri bana, biri sana, biri de aşkımıza…

Mavisihir

Eski Gönderiler »

Kategoriler